|
Kapitalist emperyalizm 1917`de işçi sınıfı ve ezilen
halkların iktidara el koyması ile Sovyet topraklarında
ağır bir yenilgi almıştı.
Marksizm, Lenin önderliğinde işçi
sınıfına ve dünya halklarına umut olurken,
tek tek ülkelerde işçiler örgütleniyor peşi sıra
komünist partiler kuruluyor,
genel grevler yürüyüşler düzenliyordu.
Sömürgelerde `halklar` kurtuluş için mücadele
ediyorlardı. Sovyetlerin `ezilen
halkların` önüne koyduğu `kurtuluş` silahına sıkı sıkı
sarılıyorlardı.
Yenilgiyi hazmedemeyen
emperyalistler tarihin o güne kadar görmediği vahşilikte
bir saldırganlığa geçtiler.
Kaybettikleri mevzileri geri almak,
yeni hammade kaynakları ve sömürü merkezleri elde
etmek için `faşizmi`, askeri
diktatorlükleri işçi sınıfı ve halkların üzerine
sürdüler. Avrupa`nın pek çok
ülkesinde `halkçı` söylemlerin ardında `milliyetçilik`
adına ırkçı, faşist hareketler
oluşturuluyordu. 1939`da Hitler adını kapitalizmin
kara tarihine Polonya`yı işgal ettirerek yazdırma
gayretinde, bütün emperyalistler
tüm güçleri ile Stalin önderliğindeki `genç sosyalizm`e
saldırıyorlardı.
Bir yandanda `sosyalizmi` hazmedemeyen, emperyalizmle
işbirliği halinde bir karşı devrim, işçi sınıfı
içerisinde palazlanmıştı. Ezilen halklar ve işçi sınıfı
bunlarla da savaşmak zorundaydı,
fakat Avrupa Almanya`sı ve Fransa`sının sözde
`sosyalist` karşı devrimcileri,
şoven sosyal demokratları,
sovyetler içindeki `hainler` aynı `şarkı` ile tarihin en
büyük kurtuluş hareketine karşı saldırıya geçtiler.
II.Enternasyonel, devrimci işçi sınıfı hareketindeki bu
`karşı hareketin` en belirgin en çarpıcı kanıtıydı.
Nihayetinde, sovyetler `faşizmi`
inine göndermiş, faşistleri
kovalarken geçtikleri yerlerde de sosyalizm güneş gibi
doğuyordu. Avrupa`da sosyalist
ülkeler `Marksist-Leninist` partilerin önderliğinde işçi
sınıfını iktidara taşıyordu.
Arnavutluk böylesi bir atmosferde doğdu,
gelişti kaybeden Avrupa işçi sınıfına `umut`
oldu.
Aynı dönemler Latin Amerika,
Afrika ve Asya`da `halk mücadeleleri` devrimci
tarihimizde yerini alıyorlardı. Stalin`in ölümünden
sonra, dünya devrimci hareketi
Kruşçev`in ihaneti ile sekteye uğruyor,
bir yandan Çin'de
`savaşın`, ` çelişkinin` sınıfsal
temelleri reddedilerek dünya `üçe` bölünüyordu. Modern
revizyonizmde işte böyle bir atmosfer üzerine inşaa
edildi, geliştirildi,
emperyalizm tarafından hala kullaniliyor. Latin
Amerika`dan, Asya`ya iktidar bu
`revizyonist`lerin eline,
burjuvaziyle ittifaklarla geçiyordu. Enver Hoca ve
sosyalist Arnavutluk emperyalizme,
Tito`cu revizyonizme,
Kruşçev`ci hainliğe karşı savaşın 100 yıllık bir çınarı
gibi `devrimci işçi hareketinin` pratiğinde yükseliyor.
Avrupa, Asya ve Kruşçev
SSCB`sinde `karşı devrim` `işçi
sınıfı ve sosyalizm` adına kapitalizmi yeniden restore
ederken, Arnavutluk ve Enver Hoca
mücadeleleriyle dünya devrimci hareketinin `yakın
tarihine` damga vurmuş, dersler
çıkarılacak bir örnek teşkil etmektedir.
Karşı devrimin yoğun saldırıları başta Enver Hocanın
AEP`si olmak üzere, Brezilya,
Kolombiya gibi komünist partilerin önderliğinde
püskürtülmeye çalışıldı. Enver
Hoca, Kruşçev`in,
Euro Komünistlerin,
kısacası revizyonizmin yolunu izlemedi. Enver Hoca ve
Arnavutluk işçi sınıfı Kruşçev`le tüm devrim
cephelerinde açıktan savaştılar. Çin devriminin `üç
dünyacı` etkileri içerisinde yalpalamadılar. Avrupa
Birliği, ABD ve Rusya günümüz
`emperyalistleriyle` bunların çelişkileri ve
işbirlikleri ile onlar tüm güçleriyle savaştılar.
Arnavutluk gibi `küçük bir `ülkenin `dev yürekli`
başta Enver Hoca ve AEP`nin
komünist işçilerinin, devrimci
önderlerinin mücadelesinden örnek alınmalı, sosyalizmin
`karşı devrim` eliyle nasıl burjuvaziye teslim edildiği
belleklerimizden çıkarılmamalı.
Onlar ki, Marksizmin ve Leninizmin ilkelerini korudular,
pratik olarak ileriye taşıdılar. Emperyalizme karşı
Arnavutluk'ta kazanılan savaşı son nefeslerine kadar
geri teslim etmediler ve revizyonizmle mücadeleleri her
zaman örnek olmaya devam ediyor. Enver Hoca`nın ve
Arnavutluk'un devrimden ve devrimin tasfiyesinden bu
yana bu 100 yıllık tarih, aynı
zamanda `karşı-devrimle` olan, revizyonizmle olan
mücadelemizinde tarihidir. Bu aynı zamanda `modern
revizyonizm`in de devrim karşısında gelişimininde
tarihidir.
Bu `tarihsel süreç` `kendi tarihimiz` olarak, bugünün
tarihi gibi sahip çıkılması gereken bir süreçtir. |